ARADIĞINIZ ÇOCUĞA ULAŞILAMIYOR!

ARADIĞINIZ ÇOCUĞA ULAŞILAMIYOR!

ARADIĞINIZ ÇOCUĞA ULAŞILAMIYOR! O ŞU ANDA ÇEVRİM İÇİ

 

        Sosyal ağlar, akıllı aramalar, kullanıcı içeriği öneri siteleri, platformlar, sanal dünyalar, çevrim içi oyunlar ve daha pek çok farklı uygulama çok hızlı bir şekilde hayatımıza girdi. İnternet hepimizin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. İnternetten vazgeçemiyoruz ama çocuklarımızdan vazgeçiyor olabiliriz!

     Günümüzde çocuklarımızı içine doğduğu topluma hazırlayan en önemli toplumsallaşma aracı kitle iletişim araçlarıdır.*(*Sosyal medya, akıllı telefonlar, dijital platformlar, görsel-işitsel medya, dijital medya, basılı medya) Bu yapı çocuğun -bireyin davranış örüntülerini, normlarını ve inançlarını kuşatmakta; bireylerin birbirleriyle ilişkileri çerçevesinde etki ve tepkileriyle bir sosyal gerçeklik oluşturmaktadır. Normal koşullarda bu gerçeklik aynı toplumda yaşayan bireylerin birbirlerinin beklentilerini dikkate almaları ve toplumsal hassasiyeti gözetmesi zorunluluğudur. Çünkü toplumsallaşma, bireylerin kendi toplumlarının değerlerini, tutumlarını, örf ve adetlerini kazandığı, içselleştirdiği, aynı zamanda her bireyin belirgin ve farklı kişilik geliştirmesine fırsat tanıyanbir süreç olarak tanımlanır.

      Toplum ise bir sosyal ilişkiler ağıdır. Bireyin diğer varlıklarla ilişkisi sosyal ve fiziki olarak ikiye ayrılır. Sosyal ilişki birbirlerinin varlığından haberdar olmak şartını öne sürer. Bu yönüyle sosyal ilişki aslında bir değer üretmeyi, tutum ve tavır değişikliğini, bir geri dönüt almayı gerektiren iletişim kavramı ile karşılanabilir. İnsanın eşyalarla arasında ise iletişim değil ilişki vardır. Cansız varlıklarla aramızdaki ilişkide sosyal iletişimin aksine bir değer oluşması gerekmez. Kitle iletişim araçlarıyla- bizim konumuzda özellikle cep telefonları ve internet ile- aramızda iletişim değil ilişki söz konusudur; çünkü aramızda bir duygu bağıyoktur.Birbirlerinin varlığından haberdar değildir; o nedenle de değer yaratmaz.

      İnternetle birlikte insanlar arasında toplumsallaşmanın ön koşulu olan iletişim değil, eşyayla (cep telefonuyla) ilişki kurulmuş durumdadır.

07.01.2025 204

       Çocuklar toplumsal etkileşim-sosyal ilişkiler – yoluyla davranışlarını geliştirip değiştirebilir, kişilik geliştirir, benlik ve kimlik edinir. Ancak ne yazık ki toplumsallaşmanın aracısı olan başta aile, arkadaş grupları, eğitim kurumları birincil araç olmaktançıkıp yerini kitle iletişim araçlarına bırakmıştır. Öyle ki dijital medya aile, arkadaş, eğitim ihtiyacını tek başına karşılayarak gözetim ve uyum işlevlerini yerine getirir hale gelmiştir. Çocuklarımızı cep telefonlarına emanet ederek işlerimizin başına gidiyor, onların en iyi arkadaşı, en iyi dostu, en iyi sırdaşı, en iyi öğretmeni olmalarına göz yumuyoruz. Sosyal medyanın çocuklara sunduğu rol modellerle kimliklerinin oluşmasına izin veriyor, düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenmesi gerekirken, internette belirlenmesinin istemeyerek de olsa yolunu açıyoruz.

       Aile ve okul çocuğa neyin doğru neyin yanlış, neyin kötü, neyin güzelneyin çirkin veya neyin adil olduğu konusunda genel yargılara varma olanağı tanırken, internet (dijital medya) geniş kitlelere ulaşarak,  medya mesajları karşısında hayli savunmasız çocuklarımıza da erişip, onların merak, araştırma, kurcalama güdülerini cep telefonları aracılığıyla kontrolsüz bir şekilde doyuruyor. Arkadaşlarıyla oyun oynaması gereken yaşlarda internette oyun oynuyor; diğer çocuklarla etkileşimde bulunarak paylaşmayı, iş birliği yapmayı, empati kurma becerilerini geliştirecekken, youtube da video paylaşmayı, oyun puanları toplamayı, sözde stratejik davranışları geliştiriyor. Anne-babanın, öğretmenin iknası yerini dijital medyanın güçlü, parlak, göz kamaştırıcı ama içi boş iknasına bırakmış durumda. Çocuklarımıza “ en iyi arkadaşın kim?”, sorusunu sormayı bırakıp, çizgi-anime filmlerden türeyen basit ve tüketimi kolay eğlence ve kültür ürünlerinin, gözlerimizin önünde onların en iyi arkadaşlarının yerini almasını hoş karşılıyoruz. Cep telefonlarını ellerinden alamaz hale geldiğimizde ise iş işten geçmiş, çocuklarımızda tehlikeli bir bağımlılık oluşmuş, gerçek olmayan bir iletişimin – cansız eşyayla ilişkinin- gelişmesine, dallanıp budaklanmasına yardımcı olmuş, onları ailelerinden uzaklaştırmış, yalnızlaştırmış, her geçen gün bencilleşmelerine ve sanal benliklerle sanal mutlulukların peşinden koşmalarına yol açmış oluyoruz. Dijital içerikleri eleştirel bir şekilde değerlendirecek yaş ve yeterlilikte olmadıkları, güvenilir kaynakları tanıyıp seçemedikleri için çocuklarımız,gerçekle gerçek olmayan arasındaki sınırı imha eden, gerçeklik ilkesini büyük yıkıma uğratan, gerçeküstü görüntülere maruz bırakılmış; bu süreçte onları tanık değil seyirci kılarak duygu ötesi dediğimiz bir tür duyarsızlık hissi ile doldurmuştur.

       Cep telefonundan -internetten- başını kaldırmayan, ev ve okuldaki sorumluluklarını yerine getirmeyen, aile, arkadaş, toplum değerlerinden yoksun, sosyal iletişime gönülsüz, okulu eğitim-öğretim yeri değil de eğlence yeri gibi görmek isteyen, zor karşısında dayanıksız, güçsüz, umursamaz,hissiz, duyarsız, kırılgan çocuklarımız sisteme yüklenmekte.

       Aile, okul, arkadaşlar eğitici olamadığında dijital medya sizin yerinize bunu üstlenir; çocuğunuzun nasıl davranması gerektiğini algılama, kavrama ve yorumlama noktalarında yönlendirme yaparak, değer yapılarının oluşmasında birincil rolü üstlenir. Sizin söyleyebileceğiniz tek şey ise, “çocuğumu tanıyamıyorum.”, “ona ulaşamıyorum.”, olur.

       Elbette dijital medyanın/internetin sağladığı pek çok teknolojik olanak var. Hayatımızı kolaylaştırdığı da bir gerçek. İnterneti yaşantımızdan çıkaramayız ama onu daha bilinçli kullanabiliriz.Onun bircansız eşya olduğunu, iletişim değil bir ilişki biçimi olduğunu aklımızdan çıkarmadan.

      Ve tabii ki sosyal ağlarda ki sanal bağlarımız yerine ailemizle, arkadaşlarımızla, sosyal çevremizle gerçek, güçlü bağlar oluşturmanın yollarını aramalı; ağa bağlı olan milyarlarca insanla sanal ortamlarda, kopmaya her an hazır,hayali bağlar kurmak yerine evimizde, yüz yüze, kırılgan olmayan, sağlam bağlar oluşturmalı; samimiyetten uzak, sahte, gerçek yaşamdaki ilişkilerimizi zayıflatan sosyal ağlar yerine son derece değerli olan zamanımızı sevdiklerimizle geçirmeye çabalamalıyız. Yoksa soğuk bir sesin “aradığınız çocuğa ulaşılamıyor!”, “O şu anda çevrim içi.”, mesajını daha çok duyarız.

 

                                                                                                                                                                                  Zehra Altuntaş

                                                                                                                                                               Hacılar İlkokulu İngilizce Dersi Öğretmeni